2025 yaz ayı, Ağustos başı, sıcak bir Napoli günü sabah erken saatlerde Napoli’den Pompei’ye giden Circumvesuviana trenindeyim. Bu seferler Napoli merkezini Pompei, Herculaneum ve Vezüv Dağı’na bağlayan tren hatları. Napoli şehir merkezinden Pompei’ye özel aracınızla veya tren hatlarıyla 30-35 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Tren enteresan bir deneyim, zira Napoli çok göç almış ve gettolaşmış bir yer diğer İtalyan şehirlerine göre; bolca kaçak göçmen ve turistin olduğu trenler sosyolojik olarak eğlenceli. Kalabalığın ekseriyeti iş için bu trende sanki, bir yerlere yetişme telaşındalar; az sayıda benim gibi turist ise muhtemelen Pompei durağında inecekler.
En az Pompei kadar önemli bir yer olan Herculaneum için bu seferlik vakit yok, bir kez daha gelmenin planlarını şimdiden yapmaya başlayarak Pompei’ye doyacağız. Giriş biletleri internet sitesinde satışa sunuluyor. Tek günlük, üç günlük ve bunların plus seçenekleri mevcut. Plus seçenek ‘Villalar Bölgesi’ denilen birkaç noktaya daha giriş sağlarken neden üç günlük bir giriş seçeneği sunulduğunu Pompei’den çıkarken anlıyorum. Burası yaşamımda gezdiğim diğer antik kentler gibi değil birçok açıdan, buraya tek gün yetmiyor..
Pompei MS 79’da Ekim ayında sabah saatlerinde sallanmaya başlıyor. Vezüv’ün aktif bir yanardağ olmasından dolayı Napoli körfezi bu sarsıntılara alışık. Ancak bu sefer bir taş yağmuru da var ve Vezüv’ü saran bulutlar ortalığı zifiri karanlığa boğuyor. Kaçan insanların ellerinde gaz lambaları ve evlerinin anahtarları var; yani evlerine geri dönecekleri umuduyla karanlığa gömülen Pompei sokaklarında canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Evlerinin odalarında ölenler var, kentin bazı noktalarında toplu halde ölenler var; bunların bazıları sünger taşı yağmurundan, daha fazlası ise piroklastik akıntıdan dolayı yaşamlarını kaybetmişler. Piroklastik akıntı Vezüv yanardağından püsküren çok sıcak akıntıdır; kül, lav, taş parçalarını içerir ve patlamanın şiddetiyle büyük hızlara ulaşarak yerleşim yerlerine ölüm gibi yağar. İlk yağan taşlardan kurtulanlar olmuşsa da, zehirli gazlar ve termal şok sebebiyle bir çok ölümün gerçekleştiğini bugün biliyoruz.
Patlamalar iki gün boyunca sürüyor ve ikinci günün sonunda Pompei’nin üzeri 5-6 metrelik volkanik malzemeyle örtülüyor. Herculaneum Vezüv’e daha yakın olduğundan burası 20-25 metre malzemeyle kaplanmış. Pompei’de 1150 civarında kurban bedeni bulunuyor ve bedenler yüksek ısı sebebiyle kasılmış ve büzülmüş haldeler. Bugün Pompei’ye dair en ünlü görseller beyaz alçılı beden görselleridir ve bu bedenler yerde kıvranıyormuşçasına uzanır haldedir. Bu alçılı bedenleri modern bilim 1863 yılında ortaya çıkarıyor ve arkasındaki isim Napoli’li bir nümismat ve Pompei’ye o dönem atanan kazı başkanı, Fiorelli. Fiorelli kazılar sırasında toprağın altında fark edilen boşluklara Paris alçısı denilen özel bir karışımı enjekte ederek çürüyen yumuşak dokunun yerine alçı dolduruyor. Böylece bedenler bütün olarak bugün gördüğümüz halinde açığa çıkıyor, gerçekten büyük bir adım.
Pompei’yi diğer antik kentlerden ayıran en önemli farklılığı düşünmenizi istiyorum. Bunu lütfen yazıyı okurken düşünün. Ben yazının sonunda kendi fikrimi belirteceğim, bakalım örtüşüyor mu düşüncelerimiz.
Pompei’yi turlarken
Gelelim gezi notlarıma, Pompei tam bir Roma kenti, eksiksiz. Napoli merkezinden veya Pompei’den baktığınızda bütün ihtişamıyla bir zamanlar buraya ölüm yağdıran Vezüv’ü görüyorsunuz ve bu gerçekten ilginç hissettiriyor. Pompei’inin içerisinde forum bölgesi, tapınak alanları, hamamlar, odeon, amfitiyatro, bazilika, gladyatör alanları, o dönemin soylularına ait evler, genelev ve diğer ortak alanlar ziyarete açık. Ben tek günlük plus bilet almıştım ancak plus alanlara girmeye vakit yetmedi. Dolayısıyla benim gibi ören yerlerini derinlemesine gezmekten keyif alıyorsanız çoklu giriş biletleri alarak Pompei’ye birden fazla gün ayırıp rahat bir gezi planlamak mantıklı olacaktır. Duvar yazıları ve grafitiler o günün Pompei’sinden bugüne bize ulaşan 2000 yıllık net mesajlar.
‘Gençken güzel bir kadını sevmemiş adamla anlaşılmaz’
‘Caesius Fidelis Nuceria’lı Mecove’yi seviyor’
‘Campania’lılar zaferinizde Nuceria’lılarla beraber mahvoldunuz’
Bu örneklerin dışında Pompei’deki seçimlere, gladyatör dövüşlerine, barbut oyununa, aşk hayatına veya gündelik hayata dair bolca duvar yazısı mevcut. Aklınıza onlarca olduğu gelebilir, gerçek rakam 11 bin civarı ! Meraklısına Herculaneum ve Pompei’deki grafitileri inceleyebileceği şu adresi önerebilirim: https://ancientgraffiti.org/Graffiti/
Tapınaklar ve hamam bölümlerinde o dönemin gündelik yaşamının izleri belirginleşiyor. Dönemin elitlerinin evleri oldukça geniş avlulara, süs havuzlarına, ibadet odalarına ve bahçelere sahip. Bu evler zevkli bir mimariyle tasarlanmış; evlerde Venüs, Herkül, İsis, Bakhüs gibi tanrılara ait heykel ve freskler mevcut. İster köle, ister azatlı köle, isterseniz özgür bir Roma vatandaşı olsun, bunların hepsi bir şekilde hem evlerinde hem de kamusal alanlarda inançlarını icra ediyor ve tanrılarını onurlandırıyorlardı. Bunu Pompei’nin sokaklarında gezerken hissedebiliyorsunuz.
Sokaklarda o dönem ticaretinin ana unsuru at arabalarının geçeceği açıklıkta yerleri görebiliyorsunuz. Bir Roma şehrinin olmazsa olmazı sokak çeşmelerinden akan sular hem insanların su ihtiyacını karşılıyor, hem de bu caddeleri temizliyordu çünkü bolca binek hayvanının yürüdüğü sokaklar bolca kirleniyordu. Stabian hamamları Pompei’deki en büyük hamam kompleksi ve şehrin merkezinde iki ana caddenin kesişiminde yer alıyor. Kadın ve erkek bölümleri ayrı ve her birinin içerisinde giyinme odaları (apoditerium), sıcak (calidarium), soğuk (frigidarium) ve ılık su (tepidarium) bölümleri yer alıyor. Hamamların içerisindeki bölümleri gezerken duvar ve tavanlardaki motifler ve resimler dikkatimi çekiyor; hamamlar oldukça zevkli dekore edilmiş, hem bedensel hem ruhsal bir rahatlama sunuyorlar. Tiyatroda cavea’ya, sokaklarda çeşmelere, hamamdaki duvarlara dokunduğumda iki bin yıllık yaşamlara dokunduğumu hissediyorum. Bazen bazı yerler başka hissettirir. Pompei’nin yaptığı da tam olarak bu; burası varoluşsal bir deneyim sunuyor insanlara.
Bir örenyeri olarak Pompei – Alan notlarım
Antik kenti gezerken gezinin ortasına denk gelecek şekilde bir restaurant alanı yapmışlar ve orada gün ortası soluklanıp yemeğinizi yiyebiliyorsunuz ve buna insanın gerçekten ihtiyacı oluyor. Çocuklar için alan içerisinde kenar bir noktada oyun & dinlenme alanı ve Pompei’ye dair satın alabileceğiniz hediyelikleri alabileceğiniz bir mağaza mevcut. Modern bir ören yeri olarak güzel tasarlandığını söylemeliyim; planlı biçimde gün yüzüne çıkartılmış bir kent. Plus biletler için alan gezinizi tamamladıktan sonra her yarım saatte bir kalkan ringlere binip özel alanlara gidiyorsunuz ancak ben yetişemedim, umarım bir dahaki sefere. Burası kesinlikle bir kez görmek istediğim bir yer değil; Pompei’ye tekrar tekrar gelmek ve nasıl geliştiğini görmek istiyorum.
Pompei’yi 2025 yılında tam 4 milyon turist ziyaret etmiş, bu 4 milyondan biri olmak büyük bir ayrıcalıktı. Ancak bu kadar fazla insanı ağırlayan bir antik kentin müzecilik anlamında yıllara uzanan başarılı yönetimini de alkışlamak gerekir. Kent çok büyük; hiç bu kadar beklemiyordum açıkçası ve her bir sokağına girmek istiyor insan. Gelelim düşünmenizi istediğim soruma. Burayı diğer antik kentlerden ayıran en can alıcı nokta Vezüv patladığında Pompei’de yaşam aktif biçimde devam ediyordu; ticaret yapılıyor, yemek pişiriliyor, yemek yeniyor, evdeki hayvanlarla ilgileniliyordu. Belki bir adam bir kadına evlenme teklif ediyor, bir çift hamama girmek üzere evlerinden çıkıyor, veya gladyatörler bir sonraki dövüşlerine hazırlanıyordu. Pompei, diğer antik kentlerin aksine terk edilmiş, savaş veya hastalık sebebiyle yok olmuş bir yer değil. Burası yaşayan bir şehirdi ve Vezüv’le sahneden silindi; ta ki kazılarla tekrar sahneye çıkana kadar.
Pompei’ye dair bilgilerimi borçlu olduğum iki önemli kaynağı sizlerle paylaşarak bitireyim; Mary Beard’in ve Göksel Göksoy’un Pompei kitapları. Bu iki ismi özellikle aynı cümle içerisinde kullandım çünkü Mary Beard dünyaca ünlü bir Roma uzmanı ve inanılmaz bir entelektüel. Göksel Göksoy ise hem videolarıyla hem de hazırladığı eşsiz Pompei kitabıyla en az Mary Beard kadar doyurucu bir iş çıkarmış ve alkışı hak ediyor; kendisinden çok beslendim. Pompei hakkında okuyup, bir şeyler öğrenip gittiğinizde bambaşka bir antik kent ziyareti sizleri bekliyor olacak, size bunun sözünü veriyorum. Kültürle kalın..

