Site iconSite icon

Sezar Augustus: Vatanın Babası

Roma'da Augustus HeykeliRoma'da Augustus Heykeli

Wikimedia: Roma Augustus Heykeli

43 yıl boyunca Roma’yı yöneten ve 200 yıl süren Pax Romana (Roma Barışı) dönemini başlatan Augustus tarihteki en önemli liderlerden bir tanesidir. Dizi ve filmlere konu olan iç çekişmelerden, taht mücadelelerinden yorulan devleti ayağa kaldıran ve bir sisteme oturtan imparatordur. Ancak bugün Roma’ya ve o döneme dair Hannibal, Sezar, Kleopatra, Nero, Caligula gibi isimlere kulağımız daha aşina durumda. Bu karakterler daha sansasyonel hayatlar yaşadıkları için tarihin en başarılı liderlerinden birisi olan Augustus’u gölgelemiş durumdalar. Vatanın Babası Augustus kesinlikle doyurucu bir yazıyı hak ediyor.

Gaius Octavius (Augustus) MÖ 63 yılında Roma’da varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası bir senatör, annesi ise hepimizin tanıdığı Jül Sezar’ın kız kardeşinin kızıydı. Gaius Octavius dünyaya geldiğinde dayısı Sezar 37 yaşındaydı ve Roma’nın en yüksek dini makamı olan pontifex maximus (başrahip) olarak seçilmişti; Sezar’ın Roma’daki en yüksek makam olan konsül olarak seçilmesine daha dört yıl vardı. Aynı yıl Gaius henüz dört yaşındayken babasını kaybetti. Roma’da erkek evlat servetin esas mirasçısı olduğundan Gaius’un yaşı gelene kadar mülkiyeti kontrol edecek denetçiler atandı.

Genç Romalı aristokratlar Yunanca ve Latince öğrenir, Roma Cumhuriyeti hukuku, tarihi ve gelenekleri üzerine eğitilirdi. Evin babasını veya erkek akrabalarını izlerler, onların misafir kabullerini, senatoya gidişlerini takip ederlerdi. Erken yaştan itibaren gelecekte birlikte çalışacakları aristokrat çocuklarıyla sıkı bir eğitim görürlerdi. MÖ 49 yılında, yani Gaius henüz 14 yaşındayken o ünlü olay yaşandı ve dayısı Sezar lejyonlarıyla Rubicon nehrini geçerek kendisini Roma’nın diktatörü ilan etti. Günümüzde ‘Rubicon’u geçmek’ sözü artık geri dönüşü olmayan bir yola girmek, sınırı aşmak anlamında kullanılan, bize Roma’dan miras kalan bir deyimdir.

Sezar’ın isteğiyle askeri deneyim kazanması için Makedonya’ya gönderilen Gaius burada Sezar’ın ölüm haberini aldığında 19 yaşındaydı (MÖ 44). Kudretli diktatör büyük yeğeninde bir gelecek görmüş olmalı ki servetinin asli mirasçısı olarak onu göstermişti. Sezar’ın köleleri, mülkleri, devlet görevleri, tüm gücü artık Gaius’undu. Ancak daha da önemlisi, o artık Gaius Jül Sezar’dı. Yaşamını adayacağı müreffeh Roma ülküsünü babasının intikamını almak üzere yola çıkan hırslı bir gencin öyküsüyle birleştirecekti.    

Roma siyasetinde henüz küçük bir aktör olan genç Sezar (Gaius) kendisine bağlı asker sayısını arttırıp gelecekte kullanabileceği yararlı ilişkiler kurmaya çalışıyordu. Örneğin hitabet ustası saygın devlet adamı Cicero, Marcus Antonius’u tehlikeli gördüğü için Gaius’u desteklemiş ve siyasette güç kazanmasına yardım etmişti. Gaius bu dönem senatoya girmiş, sahip olduğu orduya komuta yetkisini almıştı. Marcus Antonius henüz doğrudan savaşamayacağı bir güçtü. Ancak yine de MÖ 43 yılında, 20 yaşında konsül seçildi; bu kadar genç yaşta konsül olabilen tek kişiydi, bunu Sezar ismine ve attığı doğru adımlara borçluydu.

Roma döneminde ikinci triumvirlik olarak bilinen resmi üçlü yönetim ittifağı Marcus Antonius, Lepidus ve Gaius Sezar arasında kurulmuştu (MÖ 43–MÖ 32). Triumvirleri savaş beyi olarak düşünebiliriz, her birinin kendisine sadık lejyonları vardı ve eyaletlerini legatus’larıyla yönetiyorlardı. Legatus savaş beylerine en yüksek yetkiyi veriyordu; Lepidus Transalpina Galya ve İspanya’yı, Antonius Galya’nın kalanını, Sezar ise Kuzey Afrika, Sicilya ve Sardinya’yı almıştı.

Triumvirlik dönemi kaosun tipik bir örneğiydi; kara liste uygulamaları, cinayetler, Tiber nehrine atılan cesetler. Kara listedeki en ünlü kişi bir dönem senatonun en güçlü ismi, konsüllük görevi de yapan Cicero’ydu. Cicero devlet düşmanı ilan edildi ve yakalandı. Cicero’nun kesik başı ve sağ eli Roma’ya getirildi ve Roma Forumu’ndaki Rostra’ya asıldı.

MÖ 42’de günümüz için önemsiz, ancak sembolik anlamların büyük önem taşıdığı dönem Roma’sı için önemli bir gelişme yaşandı. Jül Sezar ölümünün ardından tanrı ilan edildi. Bu durum ölü diktatör açısından bir şey ifade etmezken babasının intikamını almak üzere Roma siyaset sahnesine giriş yapan Gaius Sezar artık herhangi birisi değildi. O bir tanrının oğluydu ve bu durumdan yaşamının sonuna kadar maharetle yararlanacaktı. Zeki bir adamdı, Cicero’yla yakınlığı sayesinde senatoda gücünü arttırmış, babasının öldürülmesiyle Sezar’ın mirası, gücü ve tanrısallığını almıştı.

Augustus Başı-İstanbul Arkeoloji Müzesi (Wikimedia)

Gaius Sezar (Augustus) fiziki olarak güçlü bir adam değildi ve çeşitli sağlık sorunları vardı. Savaşçı tipli bir komutandan ziyade narin yapılı birisiydi. Karaciğer rahatsızlığı olduğu düşünülen, tekrarlayan bir sorunu vardı. Bazı seferler sırasında hastalığı yüzünden ordusunun başında duramadığı zamanlar oldu. Sabırlı, inatçı ve stratejik dehası ise Gaius Sezar’ın güçlü taraflarıydı. Zar ve kumar oyunlarından haz duyardı, çapkın bir adamdı, ve gençlik dönemlerinde öfke patlamaları yaşardı.

Eksik taraflarını ustaca kapatmasını biliyordu. Örneğin en eski ve sadık dostu Agrippa; Agrippa Jül Sezar suikastini öğrendiğinde Gaius’un yanında olan kurmayıydı. Becerikli bir devlet adamı ve üstün bir komutandı. Yaşamı boyunca O’na ve Roma’ya hizmet etti. Damadı olacak kadar yakındı. Savaşları birlikte kazanmasını bilen ikili Agrippa’nın ölümüne dek ayrılmadılar.

Marcus Antonius’un Kleopatra ile olan ilişkisi Roma’da bir gerilim yaratıyordu ve Gaius Sezar bu durumdan yararlandı. Antonius’un vasiyetini Roma’daki Vesta Tapınağı’nda gizlice okudu ve vasiyeti herkese açıkladı. Buna göre Antonius mirasını Kleopatra’ya ve çocuklarına bırakıyor ve aşığıyla İskenderiye’de gömülmek istiyordu. Bunlar bir Roma yöneticisi için kabul edilebilir şeyler değildi. Gaius Sezar ise Roma’dan başka bir yerde gömülmek istemiyor, gizemli ve mistik bir kadının etkisine giren Antonius’u saf dışı bırakabilmek için kartlarını zekice oynuyordu.

Savaş için gerekli alt yapı oluşmuştu; taraflar Aktium Muharebesi’nde karşı karşıya geldi (MÖ 31). Gaius Sezar bu muharebeyle Roma iç savaşını sonlandırdı, Antonius ve Kleopatra’yı bozguna uğrattı, Akdeniz’in hakimi haline geldi. Senato ona daha önce kimseye vermediği Augustus ünvanını verdi (MÖ 27). Augustus ismi dini bir anlam taşıyor ve O’na yücelik atfediyordu. Gaius Octavius olarak doğmuş, sonra Gaius Jül Sezar olmuştu. Artık Roma’nın ilk imparatoru Sezar Augustus’tu.

MÖ 2 yılında senato ve halk tarafından pater patriae ünvanı alan Augustus artık vatanın babasıydı. Öldürülen babasının intikamının peşinde koşan hırslı bir delikanlıdan ağırbaşlı bir devlet adamına dönüşmüştü. Yaşamı boyunca imparatorluğun hemen hemen bütün eyaletlerini ziyaret etti. Bu açıdan O’na yaklaşan ilk imparator Hadrianus’tur.

Augustus sahip olduğu büyük zenginliğe rağmen sade yaşayan bir adamdı. Palatino Tepesi’nde bir senatörün oturabileceği bir evde oturmayı tercih etmişti. İnsanlarla birlikte olmaktan, sohbet etmekten keyif alan birisiydi. Gün içi yemeklerini ufak atıştırmalıklarla geçiştirirdi. Çok az şarap içerdi. Akşamları evinde konuk ağırlamayı severdi. Cömert ve nazik bir adamdı, halktan birisi gibi olduğuna yönelik hikayeler anlatılan esprili bir adamdı. Gök gürültüsü ve şimşekten korkardı.

Agrippa’nın oğulları Gaius ve Lucius’un arka arkaya ölümleri Augustus’u yıktı. Oğlanlar Augustus tarafından evlat edinilmiş, iyi eğitim görmüş Roma’lılardı ve Augustus onları mirasçıları olarak göstermişti. Hayatını Roma’ya adayan vatanın babası artık 67 yaşında bir adamdı ve yalnız hissediyordu.

Yasını tutarken Roma’nın geleceğini planlamak durumundaydı. Daha önce görevinden affını isteyip Rodos’ta gözlerden uzak bir yaşam süren damadı Tiberius en uygun ve deneyimli adaydı. Konsüllük deneyimi vardı ve saygın bir komutandı. Roma’nın geleceği için gerekli evlilikler ayarlandı, Augustus 45 yaşındaki Tiberius’u evlat edindi. Roma aristokrasisinde evlilikler bağları güçlendiren, kişilerin mevki ve makamlarını yukarıya taşıyan stratejik birlikteliklerdir. Tiberius Jül Sezar, Roma’nın ikinci imparatoru olacaktı.

Augustus son yıllarında çalışmaya devam etti. Yaşından ötürü senatörlerden kendisini daha az ziyaret etmelerini ve onların evine daha az gidebileceğini söyleyerek izin istemişti. 19 Ağustos (MS 14) tarihinde 76 yaşındaydı ve bugün, dünyada geçirdiği son gün olacaktı. Kölelerinden birisini yanına çağırdı, saçlarını düzelttirdi. Hazırlanıp arkadaşlarını yanına çağırdı ve Yunanca konuşmaya başladı:

“Rolümü iyi oynadığıma göre, herkes alkışlasın

Beni de sahneden tezahüratlarla uğurlasın”   

Antik dünyanın en güçlü adamı, ilk Roma imparatoru, vatanın babası Augustus zamanını tamamlamıştı. Bir savaş beyi olarak sahneye girmiş, bir dönem kanla yönetmiş, bir çok ünvanla onurlandırılmıştı. İmparator olarak 21 kez selamlanmıştı ve bu rakama bir daha ulaşabilen başka bir imparator olmayacaktı. Augustus’un temelini oluşturduğu imparatorluk sistemi kendisinden sonra gelen 14 imparator boyunca varlığını koruyacaktı. Vatanın babası, kendi söylemiyle Roma’yı çamurdan bir şehir olarak bulmuş, mermer bir şehir olarak bırakmıştı.

Augustus Dönemi Roma İmparatorluğu Haritası TheCollector.com

Exit mobile version