Site iconSite icon

Elit bir Türk aydını ve centilmeni: Ord. Prof. Dr. Ekrem AKURGAL

Ekrem Akurgal adının ve bilim dünyası adına yaptıklarının genç kuşaklara anlatılmasının çok kıymetli olacağını düşündüğüm için bu yazıyı kaleme alıyorum. Ekrem Akurgal 30 Mart 1911’de Osmanlı İmparatorluğu topraklarında, Filistin Tulkarem’de ailesinin çiftliğinde dünyaya gelmiştir. 6 yaşında babası tarafından okuması için İstanbul’a halasının yanına gönderiliyor. Nüfusa burada kaydedildiği için kendisinden söz ederken ‘İstanbul’luyum’ der. Genç Ekrem’in halasının eşi müftü; çocukları olmayan çift Ekrem’i çok seviyor ve ona çok iyi davranıyorlar. Lisede Fransızca’ya merak saran Ekrem tarih, edebiyat, biyoloji, matematik gibi dersleri hem Türkçe hem Fransızca kitaplardan çalışıp, Fransızca şiirler okur. İstanbul Erkek Lisesi’ni başarıyla bitiriyor; yaz aylarında Akyazı’daki çiftliklerinde vakit geçirmekten, doğayla iç içe olmaktan keyif alıyor; buraya bavullar dolusu kitap götürüyor ve çalışmaya devam ediyor.

Atatürk’ün Tarih Tezine ilgi duyduğu bir dönemde Büyük Atatürk’ün Hukuk Fakültesi’ni ziyaret edeceğini duyuyor ve onu görmek üzere Fakülte’ye gidip Atatürk’ün odadan çıkışını bekliyor. Atatürk’le göz göze gelip tokalaşmanın mutluluğunu ömrünün sonuna kadar taşıdığını söylüyor. Bu dönemde hukuk ve tarih çalışmalarına devam ediyor. İstanbul Erkek Lisesi mezunlarından üç kişinin bursla Avrupa’ya gönderileceğini Cumhuriyet gazetesinde okuyup; tarih ve arkeoloji alanlarında bu sınava başvuruyor. Arkeoloji bursunu kazanıyor ve 1932 sonbaharında Almanya’ya gönderiliyor. Ekrem Akurgal Atatürk’ün kıvılcım olarak gönderdiği, gür alevler olarak geri beklediği Cumhuriyet’in öncü çocuklarından; tıpkı İhsan Ketin, Sedat Alp, Jale İnan, Aydın Sayılı gibi..

Berlin Üniversitesi’nde dönemin önde gelen arkeologlarından Gerhard Rodenwaldt’ın yanında klasik arkeoloji eğitimi alıyor (1933-1940). Hellen ve Roma arkeolojisi, eskiçağ tarihi, filoloji, eski Yunanca, Bizans Sanatı, Avrupa Sanatı, İslam ve Türk Sanatı ve Hititçe’ye merak sarıyor. Almanya’da geçirdiği süreyi dolu dolu geçiren Akurgal sanatla, müzikle, tiyatroyla, sporla iç içe bir hayat yaşıyor. Tenis oynamaktan, ata binmekten ve opera seyretmekten keyif alıyor. Akurgal Türkiye’nin burs olarak gönderdiği rakamın kendisine fazlasıyla yettiğini söylüyor. 1937’de yarım dönemliğine Paris’e gidiyor ve müzeleri aylar boyunca, defalarca ziyaret ettiğini söylüyor.

Lykia kabartmaları üzerine doktora tezini 1939’da bitiriyor ve 1940’ta Türkiye’ye geri dönüyor. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne asistan olarak atanıyor, 1941’de doçentliğini alıyor. Ardından 32 ay süren askerlik görevine başlıyor. Askerliğini icra ederken Asteğmen rütbesinde Fakülte’de arkeoloji derslerine giriyor, sık sık ata biniyor ve askerlik günlerini sevgiyle anıyor. Askerliğinin ardından tekrar bilimsel çalışmalarına ağırlık veriyor. Hitit ve Frig üzerine çalışmaları dünyada dikkat çekmeye başlıyor. En önemli kitaplarından saydığı ‘Orient und Okzident’, yani ‘Doğu ve Batı’ 1966’da Almanya’da basılıyor. Bu kitabın İngilizce, İtalyanca ve Fransızca baskıları yayınlanıyor. Bu kitap yakın zamanda Türkçe’ye de çevrildi ve basıldı, kitapçılarda bulabilirsiniz. Diğer önemli kitapları ‘Anadolu Uygarlıkları’ ve ‘Anadolu Kültür Tarihi’ kitaplarına da  satın almak üzere ulaşabilirsiniz.

Ekrem Akurgal yaşamını bilimle ve kültürle dolu olarak geçirmiş bir Türk aydını ve entelektüel; konuşması ve nezaketi ile gerçek bir centilmen. Yaşamı boyunca yaptıklarıyla bir ‘yüksek kültür ortamı’ yaratıcısı ve destekçisi olmuş bir aydın olan Akurgal Sophia Loren, Papa VI. Paul, Alman Cumhurbaşbakanı Heuss gibi birçok üst düzey ziyaretçiye ülkemizde refakatçilik etti. Kendisinin geçmiş konuşmalarını izlerken hocanın derinliğine, tam bir Atatürk ve Cumhuriyet çocuğu olduğuna (İlber Ortaylı ‘Bunlar Cumhuriyet’in bebeleri’ der) şahit oldukça keşke kendisinin adını ilkokul veya lisede duysaymışım diye iç geçiriyorum.

Bu yazımı Ekrem Akurgal’ın Anadolu Uygarlıkları kitabından (6. baskı, Phoenix Yayınevi-2025) ilham alarak kaleme aldım. Yazının büyük kısmı kitabın sonundaki kendi yaşam öyküsünden alındı, bazı yerlere kendisine olan kişisel merağımdan öğrendiklerimi ekledim. İlber Ortaylı ve Celal Şengör Ekrem hocayı hep büyük bir sevgi ve saygıyla anar. Bu iki bilim insanımızdan da beslendim ve Ekrem hoca’ya dair hayranlığım pekişti. Yeni kuşaklara örnek olması dileğimle. Doğu ve Batı’yı okuduktan sonra bir yazı daha kaleme alacağım, kültürle kalın.

Exit mobile version