Site iconSite icon

Bir Kesik mi, Kimlik mi? Sünnetin Binlerce Yıllık Hikâyesi

Sünnet Görseli, Codex, OpenAISünnet Görseli, Codex, OpenAI

Bir Kesik, Binlerce Yıllık Hikâye

Bir çocuğun bedeninde yapılan birkaç dakikalık bir işlem..

Bu küçük müdahale binlerce yıldır dinleri, toplumları ve kimlikleri şekillendiren bir şey olabilir mi?

Sünnet çoğu zaman bir gelenek veya dini bir gereklilik olarak görülür. Oysa tarihsel süreç incelendiğinde, bu uygulamanın sadece bir ritüel olmadığı gerçeği karşımıza çıkar. Sünnet, farklı dönemlerde farklı anlamlar kazanmış; kimi zaman bir ayrıcalık göstergesi, kimi zaman bir kimlik işareti, kimi zaman bir güç gösterisi olarak değerlendirilmiş bir uygulamadır.

Bugün sünneti anlamak için sadece bugünün gözünden değil, geçmişten günümüze uzanan bir bütünlük içerisinde bir değerlendirme yapmamız gerekir.

Damgalama mı, Statü mü?

Sünnetin kökenine dair en yaygın inanışlardan birisi Antik Mısır’da köleleri damgalamak amacıyla uygulanmış bir işlem olmasıdır. Ancak mevcut bulgular bu görüşü desteklemez. Aksine, sünnetin Antik Mısır’da daha çok elit kesim ve rahipler arasında yaygın olduğu görülmektedir.

Bu durum sünnetin başlangıçta bir aşağılanma aracı olmaktan ziyade, bir statü göstergesi olduğunun altını çizer. Temizlik, arınma ve kutsallık gibi kavramlarla ilişkilendirilen bu uygulama, aynı zamanda bireyin ait olduğu sosyal sınıfı da yansıtmaktaydı. Dolayısıyla sünnet, ilk ortaya çıktığı dönemlerde bir “damga” değil, aksine bir “ayrıcalık” olarak anlam kazanmıştır.

Görsel: Antik Mısır’da Sünnet Sahnesi (Saqqara, Ankhmahor Mezarı, MÖ 3. Binyıl)- Kaynak: National Geographic

Yahudilik: Kimlik, İnanç ve Koruma

Yahudilikte sünnet Tanrı ile yapılan kutsal bir anlaşmanın sembolüdür. Brit Milah adı verilen bu ritüel, erkek çocukların doğumdan sonra sekizinci günde sünnet edilmesini ve bireyin Yahudi toplumuna kabulünü temsil eder. Bu yönüyle Yahudilikte sünnet yalnızca bir dini görev değil, doğrudan kimliğin bir parçasıdır. Sünnet olmayan birey toplumsal ve dini bütünlüğün dışında kalır.

Fotoğraf: Clifford Lester – Kaynak: chabad.org

Bu ritüelin yalnızca dini bir boyutu yoktur. Yahudi mitolojisinde yer alan Lilith figürü, yeni doğan erkek çocuklara zarar verebilen bir varlık olarak anlatılır. Bu inanç doğrultusunda sünnet, yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda koruyucu bir ritüel olarak da görülmüştür. Buna ek olarak Tevrat’ta geçen “kanlı damat” ifadesi (Exodus 4:24-26) ve Arapça khatana (sünnet etmek), khatan (damat / kayın akraba) kelimelerinin aynı kökten türemesi, sünnet ile evlilik arasında tarihsel bir bağ olabileceğini düşündürür. Genesis 34’te Şekem halkı İsariloğulları ile evlenebilmek için sünnet olmayı kabul etmiştir. Bu bağlamda sünnet yalnızca doğumla değil, bireyin yaşamındaki geçiş süreçleriyle de ilişkili bir ritüel olarak değerlendirilebilir.

Görsel: Lady Lilith – Dante Gabriel Rosetti- Kaynak: Wikipedia

Hristiyanlık: Fiziksellikten Maneviyata

Hz. İsa Yahudi geleneğine göre sekizinci gün sünnet edilmiştir (Luka 2:21). İlk Hristiyan topluluklar Yahudi kökenliydi ve sünnet uygulaması mevcuttu; başlangıç dönemlerinde sünnet, doğal olarak uygulanan bir işlemdi. Ancak Hristiyanlık Yahudi olmayanlara (Gentile) yayılmaya başlayınca bir sorun ortaya çıktı: “Hristiyan olmak için sünnet olmak gerekir mi?”

Bu sorunsalın ardından Hristiyanlıkta sünnet anlayışı önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Kudüs Konsilinde (M.S. 50 civarı) Hristiyan liderler bu konuyu tartışmak için bir araya geldiler ve Gentile Hristiyanların  zorunlu sünnet  olmaması gerektiği yönünde bir karara vardılar. Bu karar Hristiyanlığın Yahudilikten ayrılmasında kritik bir rol oynadı (Acts 15).

Kurumsal Hristiyalığın kurucusu diyebileceğimiz Aziz Pavlus, fiziksel sünnetin gerekli olmadığını ve asıl önemli olanın inanç olduğunu savunmuştur. Dönemine göre esnek olan bu yaklaşım sünnetin fiziksel bir uygulama olmaktan çıkarak sembolik bir anlam kazanmasının önünü açmıştır. Bu noktadan sonra sünnet bedensel bir zorunluluk değil, “kalbin sünneti” olarak ifade edilen manevi bir dönüşümün simgesi haline gelmiştir. Artık ‘sünnetli olmak ya da olmamak önemli değildir‘ (Galatians 5).

Hristiyanlıktaki değişimine bakıldığında sünnetin tarih boyunca sabit bir anlam taşımadığını, farklı dini yorumlara göre yeniden şekillendiğini görmekteyiz.

Görsel: İsa’nın Vaftizi – Andrea del Verrocchio & Leonardo da Vinci – 1472–1475- Kaynak: Wikipedia

İslam: Gelenek ve Toplumsal Kimlik

Kuran’da sünnet kavramı doğrudan peygamberlerle ilgili değildir. Öncelikle ‘Sünnetullah’ şeklinde geçer; yani Allah’ın değişmez kanunu, ilahi düzen, süreklilik gösteren ilahi bir uygulama olarak. Bu nedenle sünnet, İslam toplumlarında hem dini hem de kültürel bir pratik olarak kabul edilir.

Ignaz Goldziher (1889–1890)-Muhammedanische Studien’de sünnet kavramı hakkında şu yorumda bulunmuştur: “Hadîs, Peygamber’den nakledilen şifahî sözdür. Halbuki sünnet, ilk Müslüman cemaatte hakim olan kullanımıyla şifahî bir hadîs bulunup bulunmadığına bakılmaksızın dinî veya hukukî fiil anlamındadır.” Yani sünneti ilk Müslüman toplumun bir pratiği olarak, tarihsel bir inşa şeklinde yorumlamıştır.

Temizlik, fıtrat ve ümmete aidiyet gibi kavramlarla da ilişkilendirilen sünnet, bireysel bir tercih olmaktan çok toplumsal bir norm olarak görülür. Bu yönüyle sünnet yalnızca bireyin değil, ait olduğu toplumun bir parçası haline gelmiş bir geleneğe dönüşmüştür.

Osmanlı: Ritüelden Gösteriye

Osmanlı döneminde sünnet sadece dini bir uygulama olmaktan çıkarak  siyasi ve toplumsal bir gösteriye dönüşmüştür. Özellikle şehzade sünnetleri günler süren büyük şenliklerle kutlanmış, bu törenler aracılığıyla devletin gücü ve ihtişamı halka sergilenmiştir. Bu törenler, “Surnameler” adı verilen eserlerde detaylı şekilde kayıt altına alınmıştır.

Sünnet şenlikleri sırasında müzik, meddah gösterileri, orta oyunları ve çeşitli canlandırmalar düzenlenmiş, böylece sünnet bireysel bir ritüelden kamusal bir festivale dönüşmüştür.

Osmanlı’da sünnetin önemli bir diğer boyutu sosyal dayanışmadır. Şehzade sünnetleri vesilesiyle binlerce fakir çocuk  sünnet ettirilmiş, onlara kıyafet ve çeşitli hediyeler verilmiştir.

Topkapı Sarayı’ndaki sünnet odalarında, çocuğu sakinleştirmek ve ağlama sesini bastırmak için su sesi kullanıldığı bilinmektedir. Bu detay sünnetin fiziksel olduğu kadar,  psikolojik olarak yönetilen bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu süreci anlatan önemli bir kaynak olarak Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü hekim ve cerrahlarından Şerafeddin Sabuncuoğlu’nun Cerrahiyyetü’l-Haniyye adlı eserini incelemenizi önerebilirim.

Görsel: Surname-i Vehbi Minyatürü (Atıl, 1999, s.214, Orijinal nüsha yaprak 37b)

Görsel: Surname-i Vehbi Minyatürü (Atıl, 1999, s. 206, Orijinal nüsha yaprak 44b)

Görsel: Surname-i Vehbi, Topkapi Palace Museum Library in Istanbul, Collection Ahmed III, MS 3593

Görsel: Surname-i Vehbi Minyatürü (Atıl, 1999, s. 198, Orijinal nüsha yaprak 53b)

Günümüz: Bir Gelenek mi, Tartışma mı?

Tarih boyunca farklı anlamlar yüklenen sünnet, bugün de farklı açılardan ele alınmaya devam etmektedir. Dini veya kültürel açıdan tartışıldığı kadar, tıbbi ve etik yönleriyle de etraflıca çalışılan bir konu olarak güncelliğini korumaktadır.

Günümüz Türkiye’sine baktığımızda sünnetin tarihsel mirasını büyük ölçüde koruduğunu, ancak tıbbi ve kültürel açıdan yeniden şekillenerek bugüne ulaştığını söyleyebiliriz.

Bugün Türkiye’de sünnet, hemen hemen tüm erkek çocukların deneyimlediği bir süreçtir. Yalnızca dini bir gereklilik olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir norm olarak görülmesinden dolayı aileler için çocuğun büyümesinin ve “erkekliğe adım atmasının” sembolik bir ifadesidir.

Osmanlı dönemindeki görkemli şenliklerin yerini daha bireysel ama hâlâ sembolik olan sünnet düğünleri almıştır. Çocuklara özel kıyafetler giydirilmesi, konvoylar, eğlenceler ve aile içi kutlamalar bu geleneğin toplumsal yönünü canlı tutmaktadır. Bu yönüyle sünnet ülkemizde hem tıbbi bir işlem hem de sosyal bir geçiş ritüeli olarak varlığını devam ettirmektedir.

Günümüzde sünnetin sağlık boyutu daha fazla önemsenmektedir. Hastanelerde, steril ortamlarda ve uzman hekimler tarafından yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yaş, yöntem ve anestezi gibi konuların bilimsel bir çerçevede tartışılması, geleneksel bir uygulamanın modern tıpla birlikte tekrardan vücut bulduğunu bizlere göstermektedir. Özetle, toplumsal kabulü güçlü bir ritüelin, dini ve kültürel bağlardan güç alarak yaşamını sürdürdüğüne tanıklık etmekteyiz.

Sonuç: Sünneti Nasıl Okumalıyız?

İlk bakışta basit bir cerrahi uygulama gibi görünen, ancak oldukça katmanlı bir anlam dünyasına sahip olan sünnet kavramı antik dönemlerde bir statü göstergesiyken, Yahudilikte kimliğin temel parçası haline gelmiş, Hristiyanlıkta daha sembolik bir anlam kazanmış, İslam’da ise dini ve toplumsal bir pratik olarak yaşamını devam ettirerek günümüze ulaşmıştır.

Osmanlı döneminde bu ritüel bireysel bir uygulama olmanın ötesine geçerek kamusal bir gösteriye dönüşmüştür. Günümüzde geleneksel yönüyle varlığını sürdüren, çağdaş bilimsel açıklamalardan beslenen bir modern ritüel olarak varlığını sürdürmektedir; dolayısıyla tek bir tanıma ve doğru–yanlış çerçevesi içerisine sığdırılması güç bir uygulamadır. Tarih boyunca farklı anlamlar yüklenmiş ve her dönemde yeniden yorumlanmıştır. Bu nedenle onu yalnızca bir beden pratiği olarak değil, aynı zamanda tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamlar içerisinde şekillenen, insanların kimlik oluşturma biçimlerinden biri olarak varlığını sürdüren önemli bir olgu olarak değerlendirmek anlamlı olacaktır.

Kaynakça

Tevrat (Eski Ahit)

Yaratılış 17:10–14

Exodus 4:24–26

İncil (Yeni Ahit)

Luka 2:21

Galatians 5:6.

Romans 2:29

Hadis Kaynakları

Buhârî, Libâs, 63

Buhârî, Enbiyâ, 8

Exit mobile version