Site simgesiSite simgesi

Apollon ve Daphne: Bir Aşk Hikâyesi mi, Kaçış Hikâyesi mi?

Apollon and Daphne, Borghese Gallery.Apollon and Daphne, Borghese Gallery.

Apollon and Daphne, Borghese Gallery.

Hepimizin bildiği üzere mitolojide anlam, anlatılanın aksine daha da derinlere dayanır. Örneğin anlatılan bir aşk hikayesi sadece bir aşk hikayesi mi yoksa “aşk” adı altında boğulan gerçeklerin, kaçışların, çaresizliğin yansıması mı?  Bunun en güzel örneklerindendir Apollon ve Daphne.. Okuyan bu hikayeye bir “aşk hikayesi” der geçer ama bu hikayede Apollon’un tutkusu ve Daphne’nin özgürlük isteği bu “aşk hikayesi” nin daha da derinlerinde karşı karşıya gelir. Peki birinin aşk olarak gördüğü şey bir diğeri için korku ve özgürlüğünün kısıtlanması anlamına geliyorsa buna aşk denebilir mi? Hikayeyi inceledikten sonra buna beraber karar verelim.

Eros’un Okları ve Kibirden doğan aşk

Okçuluğu ile övünmeyi seven Apollon, bir gün kendisi kadar iyi okçu olan Afrodit’in oğlu Eros ile karşılaşır ve Eros’un okçuluk kabiliyetlerini küçümseyici bir tavır takınır. Bundan mütevellit sinirlenip öç almak isteyen Eros 2 ok hazırlar. Oklardan biri altın uçlu, tutkulu bir aşk verecekken diğeri kurşun uçlu, bu tutkudan sonsuza kadar uzaklaştıracaktır. Tutku dolu ok Apollon’a saplanıp onun kalbini Daphne’ye karşı sonsuz bir hazla doldururken diğer ok Daphne’ye saplanıp onun kalbini karartmıştır. Ve bu ikili kedi ve fare gibi dört köşede kovalamaca oynar…

Bir Ağaca dönüşmek: Kaçış mı yoksa son mu?

Bir gün yine kör kütük aşık Apollon canı pahasına kaçan Daphne’yi kovalarken Daphne köşeye sıkışır. Daphne korku ve panik ile Toprak Ana Gaia’dan (bazı anlatılara göre babası Peneus’tan) yardım dilenir. Daphne’nin çaresiz yardım çığlıklarını duyan Gaia tam o anda onun imdadına koşar ve Daphne’nin bedeni katılaşmaya başlar. Ayakları kök salıp toprağa karışmaya, kolları dallanıp gökyüzüne uzanmaya başlar, bir ağaca dönüşür. Bir defne ağacına… Apollon kavuşamadığı aşkı için acıyla o dallara uzanır ve birkaç yaprak koparır. O yaprakları başına taç yapıp yerleştirir. Pek çok Apollon tasvirinde bu taca rastlarız günümüzde.

Efsanenin günümüzdeki izleri

Bu acıklı ve anlamlı hikaye pek çok esere sanata ilham olduğu gibi pek çok rivayeti de içinde barındırır. Örneğin bir rivayete göre Apollon kaybettiği sevdiği için o kadar çok göz yaşı dökmüştür ki zavallı aşığın göz yaşları günümüzde Antakya’daki Harbiye şelalelerini oluşturmuştur. Ya da bu bölgelerde defne yaprağının çok fazla kullanılması hikayenin burada geçmesinden kaynaklı olduğu söylenir.. hatta kim bilir belki de günümüzde kullandığımız “başımın tacısın” deyimi de buradan gelmektedir. Bu da  benim ufak bir tahminim diyebiliriz..

Hayatın Gerçekleri

Okuduğumuz bu hikâyede gördüğümüz gibi, aşk sandığımız ya da hissettiğimiz duygular her zaman düşündüğümüz kadar basit olmayabilir. Üstelik birine gösterdiğimiz duyguların onda aynı şekilde karşılık bulacağının da hiçbir garantisi yoktur. Tıpkı çaresiz âşık Apollon ve ona karşı hiçbir şey hissetmeyen Daphne gibi.

Belki de şöyle diyebilirsiniz: “Ama bunlar onların gerçek hisleri değildi ki. Her şey Eros’un okları yüzündendi.” Evet, haklısınız. Eros’un okları, onların duygularını belirleyen dış etkenlerdi. Peki, gerçek hayatta da duygularımızı etkileyen dış etkenler yok mu? Bazen bir düşünce, bir beklenti, çevremizden duyduğumuz bir söz ya da zihnimizde kurduğumuz bir hayal, hissettiklerimizi olduğundan farklı görmemize neden olabilir. Çölde görülen bir serap gibi, gerçek sandığımız şeyin peşinden giderken aslında kendi beklentilerimizin ardında koşuyor olabiliriz.

Belki Eros’un okları hiç atılmasaydı Apollon ve Daphne’nin yolları başka bir şekilde kesişecekti. Belki birbirlerini tanıyacak, birbirlerine yakınlaşacaklardı. Belki de hiçbir zaman birbirlerine âşık olmayacaklardı. Bunu asla bilemeyeceğiz. Çünkü mitlerin bize sunduğu hikâyeler kadar, anlatmadığı ihtimaller de insanı düşündürür. Ancak burada önemli olan, gerçekleşmemiş bir ihtimalin güzelliğinden çok, gerçekleşen hikâyenin bize ne anlattığıdır.

Apollon’un Daphne’ye duyduğu arzu, Daphne’nin de aynı duyguları paylaşması gerektiği anlamına gelmez. Birini sevmek, onun da bizi sevmesini zorunlu kılmaz; birini değerli görmek, onun hayatında istediğimiz yere sahip olacağımızı garanti etmez. Belki de aşkın en zor yanlarından biri, kendi duygularımızın yoğunluğuyla karşı tarafın özgürlüğü arasındaki sınırı kabul edebilmektir. Çünkü bir duygunun güçlü olması, onu haklı ya da karşılıklı kılmaz.

Daphne’nin defne ağacına dönüşmesi, yalnızca bir mitolojik mucize olarak değil, kaçışın ve kendi varlığını koruma arzusunun sembolü olarak da yorumlanabilir. Apollon’un onu başının tacı yapması ise kavuşamadığı şeyi başka bir biçimde yanında taşıma isteğini düşündürür. Fakat birini başımızın tacı yapmakla ona kendi istediği hayatı yaşama özgürlüğü tanımak aynı şey midir? Belki de gerçek değer vermek, birini kendimize ait kılmaya çalışmak yerine onun kendi seçimlerini yapabilmesine saygı duymaktan geçer.

Sonuçta Apollon ve Daphne’nin hikâyesi bize yalnızca yarım kalmış bir aşkı anlatmaz. Aynı zamanda hissettiğimiz duyguların bizi nereye sürükleyebileceğini, beklentilerimizin gerçeklerin önüne nasıl geçebileceğini ve başkasının iradesini kabul etmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatır. Belki her hikâyenin mutlu bir sonu olmak zorunda değildir. Belki de bazı hikâyelerin değeri, nasıl bittiğinde değil, bize hangi soruları sordurduğundadır. Apollon ve Daphne’nin hikâyesi de yüzyıllar sonra hâlâ aynı soruyu düşündürür: Birini sevmek, ona sahip olmak mıdır, yoksa onun özgürlüğünü de sevebilmek mi?

Görsel: Apollon ve Daphne

Mobil sürümden çık