Erken dönem Hristiyanlık tarihinin önemli isimlerinden Origenes MS 184- 254 yılları arasında İskenderiye’de yaşamıştır. Dönemin İskenderiyesi Yunan felsefesinin dünyadaki en gelişmiş merkeziydi, oldukça büyük bir şehirdi ve Origenes bu entelektüel ortamda yetişti. Origenes Kutsal Kitabı görünür halinin ötesinde daha derin bir bakışla yorumlamaya çalışmış, Hristiyan felsefesinin kurucularından olmuştur. Hristiyan bir ailede dünyaya gelen Origenes, henüz 17 yaşındayken Roma’nın zulmüyle karşılaşmış ve babasının idam edilişine tanıklık etmiştir. Roma’nın şiddetinden yaşamı boyunca ürkmüş ve kaçınmıştır.
Dönemin hakim pagan Roma dininin ürkütücü ve korkunç olduğunu düşünen Origenes insanların sunaklarda kan akıtmasını vahşice buluyordu. Kana aç bir tanrıyı doyurmaya çalışmak ona göre ‘kandan zevk almak’ anlamına geliyordu ve karanlık bir tanrıyı beslemek kabul edilemezdi. Burada bir ek yapıp, Hristiyanlığın bir diğer önemli kilise babası Augustinus’un (MS 354-430) da bu fikri desteklediğini belirtelim.
Origenes İncil’i ele alırken Yunan yöntemlerini kullanıyordu ve bu çocukluğundan kalma bir alışkanlıktı. Origenes Yunan edebiyatıyla büyümüş, felsefeyi Tanrı’yı aramada en önemli araç olarak görmüştü. MS 234’te Caesarea’da (modern İsrail) bir teoloji okulu kurdu ve burada her konunun özgürce çalışılmasına izin verdi; bu okul döneminin en saygın kurumlarından biri haline geldi.
“Her idrak ettiğimizde, bunu, idrak ettiğimiz inancımıza borçluyuz” – Origenes
Origenes’in Felsefe Yöntemi
Sıradan bir filozof değildi; felsefenin ve din felsefesinin elitlerin işi olarak görülmesine tepki gösteren bir çalışma yöntemini benimsedi. Kurtuluşun sadece seçkinler için değil, günahkarlar ve inançsızlar için de mümkün olduğunu düşünüyordu. Yani Origenes’e göre Hristiyanlık tüm insanlar içindi. Burada bir parantez de Pavlus’a açılabilir. Origenes, kendisinden önce gelen Pavlus’un mektuplarını büyük bir dikkatle okumuş ve benimsemiştir. Pavlus da Mesih’in çektiği acıların köleler, kadınlar ve yoksullar gibi toplumun unutulan kesimleri için olduğunu iyi biliyor ve ideolojisini buna göre şekillendiriyordu.
Roma İmparatoru Marcus Aurelius Severus Alexander’ın (MS 208-235) annesi (Julia Avita Mamaea) dönemin en güçlü kadınlarındandı ve Origenes’i Antakya’ya çağırtmıştı. Hristiyanlık Roma’ya henüz uzaktı, ancak ufukta belirginleşmeye başlamıştı. Bir imparatorun annesi Origenes’in ününü duymuş ve ondan Tanrı’nın doğası hakkında kendisine bilgi vermesini, Hristiyan felsefesi öğretmesini istemişti. Roma’nın en tepesine Hristiyanlığın tohumlarını ilk atan belki de Origenes olmuştur.
Yaşamında genel olarak ‘çileci’ yaşam tarzını benimseyen Origenes lüksten uzak durmuş, ayakkabısız, yataksız yaşamış, uyumak yerine çalışmayı tercih etmiştir. Haftada iki gün oruç tutmuş, et ve şaraptan uzak durmuştur. Eusebios’un aktardığına göre Origenes kadınlara ve erkeklere dini & felsefi dersler verirken aralarındaki cinsel çekimi yok etmek adına kendi kendini hadım etmiştir. Yani Hristiyanlığın çileci yaşam tarzını harfi harfine yaşamında uygulamıştır. Bu durumların tarihsel gerçekliği olmayabileceğini de söyleyen kaynaklar mevcuttur; bunu da belirtelim.
Origenes’in Mirası
Origenes’in fikirleri kendisinden sonra gelen ve Hristiyanlık üzerinde büyük etkiler bırakan Kapadokyalı Babalar olarak bilinen Azizleri ve Augustinus gibi isimleri etkilemiştir. Dolayısıyla İskenderiyeli Origenes’in teolojik ve felsefi mirasının İznik ve Kalkedon (Kadıköy) Konsillerini şekillendirdiğinin altını çizebiliriz. Yaşamı boyunca daima bir filozof olarak kalan Origenes din adamlarının söylediklerinin kelimesi kelimesine kabul edilmesine karşı çıkmış, sorgulayıcı bir tutumla Tanrı’nın hükümlerinin insanların kalbinde yazılı olduğuna inanmıştır.
Roma 250 yılının başlarında bir buyruk yayınladı. Buna göre Yahudiler hariç herkes tanrılara kurban sunmak zorundaydı ve buna karşı gelen herkes ölüme mahkum edildi. Tanrılara kurban sunmamak vatana ihanetle eş değer görülüyordu ve Roma bunu ağır cezalandıracaktı. Origenes kurban sunmayı reddeden Hristiyanlardandı ve bu konuda yumuşama göstermedi. İnancı kesindi; ömrünü yaşamayı adadığı ilkelerinden vazgeçmeyecekti. Zincire vurulup işkenceye uğradı, bedeni gerildi, demir tasma takıldı. Origenes işkenceden kurtuldu ancak iki yıl kadar sonra yaşamı son buldu.
“Bir filozof gibi düşünmeyen hiç kimse, Tanrı’ya karşı görevlerini doğru bir şekilde yerine getiremez” – Origenes






