Prag, Çekya’nın başkenti. Sakin, huzurlu, güzel mimariyle dolu bir yavaş kent. Öyle yavaş ki gece hayatı bile sakin ve şehirde diğer büyük Avrupa kentlerinin telaşı, trafiği, yoğunluğu yok. Vltava nehri Prag’ı üzerinde ağırlıyor, o da huzurlu ve Çekya’yı sarıyor boylu boyunca. Prag’a dair zihnimde oluşan imgeler dinginlik, huzur ve göze hoş gelen manzaralar. Bu dingin kentin kuzeyine doğru, Dresden-Almanya istikametine 60 km kadar gittiğinizde ise II. Dünya Savaşı’nın en dramatik toplama kamplarından birisi karşınıza çıkıyor ve Prag’ın bütün sakinliği yerini sarsıcı bir ürpertiye bırakıyor.
Auschwitz’e götürülen Yahudiler için bir geçiş noktası olarak düşünülen Terezin Naziler tarafından vitrin şehir olarak düşünülmüş. Buradaki Yahudi mahkumların iyi koşullarda yaşadığına dünyayı inandırmaya çalışmışlar; yani bir ‘örnek Yahudi yerleşimi’ imajı çizilmiş. Mahkumların sanatla, müzikle iç içe olduklarını ve keyifli bir yaşam sürdürdüklerini öne sürerek Hitler rejiminin barbarlığını maskelemeye çalışmışlar. Ancak gerçekler hiç de öyle değil. Terezin’de tutulan yaklaşık 140 bin tutsağın 33 bini hastalık, açlık ve idamlardan hayatını kaybetmiş ! Tekrarlıyorum, 33 bin.
90 bine yakın insan da kampın ilk amacına hizmet ederek buradan Treblinka ve Auschwitz gibi ana kamplara gönderilmiş. Bildiğiniz gibi buralar imha kampları; Treblinka’da 700-900 bin arası, Auschwitz’de ise 1.1 milyon insanın öldürüldüğü düşünülüyor.
Kampın girişinde ‘çalışmak özgürleştirir’ propagandasını görüyorsunuz. Diğer toplama kamplarının aksine Terezin’in mahkumları arasında entelektüel insanlar var. Sanatçılar, müzisyenler, bilim insanları gibi mahkumların olduğu kampta doğal olarak opera, tiyatro, resim gibi konularda aktif bir yaşam varmış. Ancak Naziler bu durumdan da yararlanıp örneğin çocuk tiyatro oyunlarıyla dünyanın gözünü boyamaya çalışmışlar. Naziler açısından Terezin’de üretilen sanat aslında kurgulanmış ve sahnelenmiş bir yanılsamaydı.
Terezin’de kalan çocukların 1943-1944 yılları boyunca çizdiği 4387 adet resim Prag’daki Yahudi Müzesi’nde sergileniyor. Çocukların bir kısmının ismi var, bazı resimler isimsiz, bazıları yaşamlarını yitirmiş, bazısı kurtulabilmiş. Örnek resimlere bakmak isterseniz link bırakıyorum: (https://www.jewishmuseum.cz/en/collection-research/collections-funds/visual-arts/children-s-drawings-from-the-terezin-ghetto/ )
II. Dünya Savaşı sona erdiğinde Terezin’den 17 247 mahkum hayatta kalmayı başarmış. 9 Mayıs 1945’te Sovyet ordusu Terezin’e girdiğinde kamptakiler özgürlüğüne kavuşmuşlar (Bazı kaynaklarda ABD ordusu diye geçiyor ve kampın kurtuluş gününde 1-2 gün sapmalar veriliyor). Bugün Terezin’de gezerken barakalar, boş hücreler, boş avlular arasında dolaşıyorsunuz. Fiziksel olarak terk edilmiş ve kullanılmayan bir yer; ancak taşıdığı anlam çok ama çok ağır. Prag’dan kuzeye doğru giderken ufak ve sakin kasabalarla çevrili bir yol izliyorsunuz. Terezin’e vardığınızda ise insanda bambaşka hisler açığa çıkıyor.
Son notumu bizleri bu gezide ağırlayan harika rehberimize bırakacağım. Çetin Altan Şeynova benim rehberli turlara bakışımı baştan aşağı değiştirmiş bir entelektüel. Anlatımı, bilgisi ve yönlendirmesiyle Prag ve bilhassa Terezin özelinde bizlere inanılmaz bir deneyim yaşattı. Gezi bazen keyif, bazen boşluk, bazen bir derstir; Terezin’de insanın neye dönüşebileceğini tekrar hatırladık.









